Yeni kısa hikayeler eklendiğinde epostanıza gelsin

E-posta adresinizi gönderdikten sonra size gönderilen e-postayı onaylamanız gerekmektedir.
Eposta adresinizi giriniz:

Mayıs 28, 2006

Mutluluğu Saklayalım

Rivayete göre; bir gün tanrılar bir araya gelmiş ve mutluluğu nasıl saklasalar da insanlık ona erişemese, bulamasa diye tartışıyorlarmış...

Dağların tepesi, denizin dibi, güneşe veya aya derken, insanlığın merakı ile tüm buralara ulaşıp mutluluğun bulunacağı konusunda hemfikir olmuşlar ve bu arayışlarına çözüm bulamazken, içlerinden bir tanrı :

" İnsanın içine saklayalım, oraya bakmayı akıl edemezler demiş... "

Mayıs 24, 2006

Müşteri Memnuniyeti

Porsche firmasi, 1983 yilinda otomotiv sektöründe yanki uyandiracak teknik donanima sahip bir otomobille pazara girer.

Müsterilerinden gelen her türlü yorum ve fikirlere açik olan yönetim, aracin piyasaya sürülmesinden 2 ay sonra ilginç bir sikayet mektubuyla karsilasir.

Müsterinin sikayeti sudur:
Adim Danny Troatman. New Jersey'de yasiyorum. Esim ve cocuklarimla her aksam film seyretmeden önce sehir merkezinde bulunan markete dondurma almaya gidiyorum. Bir ay önce aldigim Porsche marka arabamla tabii ki...

Fakat ne ilginctir, ne zaman çikolatali veya meyveli dondurma alip arabama dönsem, araç calismiyor. Oysa vanilyali aldigim zaman aracim rahatlikla calisiyor. Bunun bir kac kere denedim ve her seferinde ayni sonucu aldim. Yardimlariniz icin simdiden tesekkürler"

Bu olay Türkiye'de olsa ne oldurdu?

Muhtemelen mektubunuz ciddiye alinmayip bir kenara firlatilirdi. Ama hayir! Porsche firmasindaki yetkililer derhal adi gecen bölgeye bir mühendis gönderiyorlar ve sebebini ögreninceye kadar orada kalmasini söylüyorlar.

Ertesi gün mühendis New Jersey'e variyor ve Bay Troatman'la hemen temasa geciyor. Ayni aksamdan baslamak üzere her aksam üstü mühendisimiz ve Bay Troatman dondurma almak üzere markete gidiyorlar.

Gercekten de cikolatali ve meyveli dondurma alindigi zaman araba calismiyor, vanilyali alindigi zaman ise rahatlikla calisiyor.

Mühendis ilk baslarda bu olaya saskinlikla bakiyor fakat bilimsellikten uzaklasmamaya gayret ediyor. Aradan yaklasik bir ay geciyor. Bay Troatman ile her gün markete giden mühendis, sonunda olayi cözüyor.

Yeni model Porsche arabalarda kullanilan sogutma sistemi, arac durdurulduktan hemen sonra devreye giriyor ve motor belirli bir isiya düsene kadar motoru kilitliyor.

Markette en cok satilan dondurma ise vanilyali. Bu yüzden vanilyali dondurma tezgahi önünde sürekli sira oluyor. Bay Troatman siraya girip dondurmasini alana kadar gecen süre, motorun sogumasi icin yeterli oluyor.

Fakat cikolatali veya meyveli dondurma tezgahi önünde sira olmadigi icin dondurmayi hemen alip aracina geri dönüyor. Motor ise kilitli oldugu için araç çalismiyor. Mühendis, raporunu yönetime sunuyor.

Piyasadaki araclar geri toplanip, gerekli ayarlamalar yapiliyor ve müsterilere yeni haliyle teslim ediliyor.

Mayıs 23, 2006

Zihinsel Güç

Iki çocuklu bir aile hafta sonunu piknik yaparak geçirmeye karar verirler.

Piknik yerine vardiklarinda anne yemegi hazirlarken, çocuklar babalariyla birlikte yürüyüse çikar. Uzun bir yürüyüsten sonra oldukça yorulan küçük çocuk yalvarircasina bakan gözlerle, "Babacigim çok yoruldum. Lütfen beni kucaginda tasir misin?" der.

Baba; "Ben de yorgunum oglum"' der demez çocuk aglamaya baslar. Baba tek kelime etmeden agaçtan bir dal keser. Dali biçakla biçimlendirip,çocuga zarar vermeyecek biçimde yontar. Sonra dali ogluna verir."Al oglum, sana güzel bir at" der.Çocuk sevinçle dal parçasindan yontulmus ata biner ve siçrayarak, ata vurarak annesinin yanina dogru gitmeye baslar.

Babasini ve ablasini geride birakmistir bile...

Baba gülerek kizina: "Iste yasam budur kizim. Bazen zihnen ya da bedenen kendini çok yorgun hissedeceksin. Iste o zaman kendine degnekten bir at bul ve nese ile yoluna devam et. Bu at bir arkadas, bir sarki, bir çiçek, bir siir yada bir çocugun tebessümü olabilir."

Degnekten atiniz hic eksik olmasin

Mayıs 22, 2006

Tabelaya neler yazdınız?

NewYork'ta , Broklyn Köprüsü üzerinde dilenen kör bir dilenci birgün, bir Şair'in dikkatini çeker. Dilencinin boynunda asılı bir tabela vardır.

Şair,dilenciye günlük kazancının ne kadar olduğunu sorar. Dilencide sekiz-on dolar kadar olduğunu söyler. Bunun üzerine Şair,dilencinin boynuna asılı tabelayı ters çevirerek birşeyler yazar.

"Şimdi buraya senin kazancını arttıracak birşeyler karaladım. Bir hafta sonra yanına geldiğimde bana sonucu söylersin."der ve oradan ayrılır.

Şair,bir hafta sonra dilencinin yanına uğrayıp kendini tanıtınca dilenci:"Bayım size ne kadar teşekkür etsem azdır.Bir haftada kazancım ikiye katlandı.

Çok merak ediyorum tabelaya neler yazdınız?

"Bunu üzerine Şair gülümser ve "tabelada 'Doğuştan körüm, yardım edin.' yazıyordu.

Bense'Bahar gelecek, ama ben yine göremeyeceğim.' diye yazdım." der.

Mayıs 17, 2006

Gönül Gözü

Bir hastane odasında iki adam birlikte kalıyorlardı. Hasta adamlardan bir tanesi duvar dibinde pencereyi görmeyen bir yatakta, diğer ise pencerenin hemen yanındaki yatakta yatıyordu.

Her iki hasta da yerlerinden kalkamadıkları için yattıkları yerden sohbet ediyorlardı. Pencere kenarındaki adam dışarıdan sıcacık bir güneşin parladığından, bahçenin mis kokulu çiçeklerle kaplı olduğundan ve masmavi gökyüzünden bahsediyordu diğer adama.

Bir gün kendilerinin de hastaneden çıkınca tüm bu güzellikleri görebileceklerini anlatıyordu her seferinde. Aradan haftalar geçti ve bir gün pencere kenarındaki adam ölmüştü.

Hasta bakıcılar ölen adamı odadan çıkarırken diğer adam yattığı yerden ağlamaklı bir ses tonuyla onlara sordu : "Arkadaşım bahçedeki rengarenk çiçekleri çok severdi, lütfen ona benim için bir çiçek koparıp mezarına bırakır mısınız ?" dedi.

Hasta bakıcılardan birisinin adama verdiği cevap şuydu : " Bahçede renkli çiçekler yok, hatta onun yattığı yerdeki pencerenin önünde çok yüksek bir duvar var. Zavallı kör olduğundan, size anlattıkları onun gönül gözündendi" diye cevap verdi.

Mayıs 14, 2006

Yüreğinde Büyümek

Okulda birinci sınıf ögrencileri bir aile fotoğrafı üzerinde tartışıyolarlardı. Fotoğraftaki küçük çocugun saç rengi ailenin öteki bireylerinin saç rengiyle degişikti....

Öğrencilerden biri o küçük erkek çocugunun belkide evlat edinilmiş olabileceğini söyledi. Onun bu sözünü duyan küçük bir kız öğrenci sesini birden yükselti.

-Ben evlat edinme konusunda her şeyi bilirim çünkü ben bir evlatlığım.

Sınıftaki başka bir öğrenci sordu..
-Madem biliyorsun bize anlatsana .Evlat edinmek ne demektir.??

Küçük kız kendinden emin bir biçimde bilgisini özetledi:
-Annenin karnında degil yüreğinde büyümüşsün demektir ..

Mayıs 11, 2006

Hiç

Devrin valisi emrindeki yöneticiler ile atının üstünde şatafat içinde girer şehre... Yol kenarlarında insanlar iki büklüm el pençe divan selamlarlar valiyi... Bütün bu şatafatlı itaat gösterileri arasında valinin gözleri, bir sokağın köşesinde yere çökmüş olan ve etrafındaki hiçbirşey ile ilgilenmeyen bir adama takılır...

Perişan kılıklı, saçı sakalına karışmış bu adamın olduğu yere sürer atını vali... Atının üstünden inmeden,vakur ve sert bir ses tonu ile bağırır adama :

- "Behey adam, herkes benim şehre gelisimi el pençe karşılarken sen kimsin ki yerinden bile kıpırdamıyorsun? "

Perişan kılıklı adam istifini hiç bozmadan,sakallarının ve uzun saçlarının arasından beli belirsiz gözüken gözlerini valiye çevirerek :

- "Ben hiçim" der...

Vali daha da hiddetlenir,
- "Ne demek hiç, senin bir adın, şanın ünvanın yok mu bre adam" der...

- "Senin var mı? " der bu kez adam...

Vali iyice şaşırır ama cevaplar, "Gafil adam, nasıl tanımazsın, ben valiyim" der.

Adam aynı ses tonu ile sorar yine...
- "Peki daha sonra ne olacaksın?"

- "Sadrazam olacağım." der vali...

- "Peki daha sonra?"

- "Padişah olacağım..."

- "Peki ya daha sonra?"
-
Kısa bir an duraksar vali ve;
- "Hiç" der...
Sadece gülümser perişan kılıklı adam...

Mayıs 10, 2006

Kırmızı Işık

Almanya'da bir dost ziyaretinden dönüyorduk. Arabayi ben sürüyordum. Yolun ilerisinde bir kaza oldugunu gördüm. Ne olmus diye bakarken, birden dört yol agzinda oldugumuzu fark ettim. Isik kirmiziya dönmüs ve ben geçmistim. Yapacak bir sey yoktu, olan olmustu. Duramazdim, yola devam ettim. Gece yarisindan sonraydi. Saat 2 gibiydi. Allah'tan, çevrede polis falan da yoktu.

Bu olayin üstünden bir hafta kadar geçmisti. Bir mektup aldim; karakola çagiriyorlardi. Gittim. Beni bir odaya aldilar. "Bir konuda bilginize basvuracagiz. Size bir fotograf gösterecegiz. Bu araba sizin sirkete ait. Geçen hafta, su gün, saat 02:12'de su kavsakta kirmizi isikta geçerken kameraya yakalanmis. Bakin bakalim, direksiyondaki kisiyi taniyor musunuz?" Fotografa baktim, "Pek taniyamadim bu kisiyi" dedim.

Bunun üzerine bir fotograf daha çikardilar. Bu benim fotografimdi. "Bu sizin fotografiniz, bunu yabancilar subesinden bulduk. Biz, otomobildeki kisi ile bu fotograftaki kisinin ayni oldugunu düsünüyoruz? Ne dersiniz?" dediler. "Cevap vermeden önce, isterseniz avukatinizla görüsünüz" diye de eklediler. "isterseniz size prosedürü anlatalim.

Eger bu arabayi süren ben degilim derseniz, sizi mahkemeye verecegiz. Mahkeme uzmanlara basvuracak. Eger resimdeki kisi oldugunuz ispat edilirse para cezasi alacaksiniz. Bu ceza, eger arabayi sürenin siz oldugunu kabul ederseniz vereceginiz cezanin birkaç kati olacak. Bir de resmi makamlari oyalamaktan dolayi ayri bir cezaya maruz kalacaksiniz." Düsündüm.

Avukatima soracak bir sey yoktu. "Verin, bir daha bakayim fotografa" dedim. Sonra da "Evet, bu arabadaki kisi benim" dedim. Memnun oldular,"Dogru seçim yaptiniz" dediler. Yüklü bir ceza ödedim.. Ama ehliyetime el koydular. "Ne zaman alirim ehliyetimi geri?" diye sordugumda "Bizden haber bekleyiniz" dediler.


Aradan bir hafta geçti. Bir hastaneden davet aldim. Beni göz klinigine çagiriyorlardi. Gittim. Siki bir göz muayenesinden geçtim. Sonra beni bir grup doktorun karsisina çikardilar. Her biri benim raporu eline alip, "Renk körü degilsiniz. Gözünüzün saglam oldugunu biliyor musunuz? Ama kirmizi isikta geçmissiniz" dediler. Artik bana ehliyetimi geri verecekler diye düsündüm. Ama vermediler.


Aradan bir hafta, on gün geçti. Yine hastaneden bir davet aldim; bu kez psikiyatri bölümünden. Verilen tarihte hastaneye gittim. Beni bir odaya aldilar. Odada dört doktor vardi. ilk doktor, "Raporunuza bakiyorum. Gözleriniz saglammis. Ama trafik isiklari kirmiziya döndükten tam 58 saniye sonra geçmissiniz. Bunun yanlis oldugunu biliyor musunuz?" diye sordu. Ben de "Evet, yanlis bir davranis" dedim. Ayni seyi, diger doktorlar da aynen tekrarladi. Ben de "Evet, yanlis bir davranis" diye ayni cevabi verdim. Artik bana ehliyetimi geri verecekler diye düsündüm. Ama vermediler.


Aradan bir hafta, on gün gibi bir süre geçti. Bir mektupla karakola davet aldim. Gittim, sanirim artik ehliyetimi geri alacaktim. Ama düsündügüm gibi olmadi. "Sizi, trafige çikaracagiz" dediler. Bana bir program verdiler. Bu, günde iki saatlik, dört günlük bir programdi. ilk gün gittim. "Arabaya binin, sehir içinde dolasacagiz" dediler. Benimle birlikte üç kisi daha bindi arabaya. Hareket ettim. ilk trafik isiklarinda durdum. Yanimdaki görevli "Buna, trafik isigi denir. Kirmizida durulur. Sari isik, kirmiziya dönüsü gösteren uyaridir. Anladiniz degil mi?" dedi.

Ben de tekrarladim "Evet, kirmizi da durulur. Sari isik, kirmiziya dönüsü gösteren uyaridir." Isik yesile döndügünde kalktim. Görevli, "Yesil isikta da kalkilir. Degil mi?" dedi. Ben de tekrar ettim, "Evet, yesil isikta kalkilir." Yolda bir süre sonra kirmiziya dönen bir isiga rastladik. Bu kez arkadaki görevlilerden birisi, "Buna, trafik isigi denir. Kirmizida durulur. Sari isik, kirmiziya dönüsü gösteren uyaridir.

Anladiniz degil mi?" dedi. Ben de tekrarladim, "Evet, kirmizida durulur. Sari isik, kirmiziya dönüsü gösteren uyaridir." diye tekrar ettim. Bu sahneyi iki saat süresince her isikta tekrarladik. O günden sonraki üç günde de, yine arabama üç görevli bindi. Her isikta ayni sahne usanilmadan tekrarlandi. Ama sonunda ben de ehliyetimi geri aldim.

Yukaridaki öyküyü Almanya'da yasayan bir Türk isadamindan dinledim. "Sonuç ne oldu?" dedim. Çok ciddi biçimde cevap verdi, "Ben artik kirmizida hep duruyorum."

Mayıs 08, 2006

Hız Limiti

Jack yavaslamadan once Takometreye bakti: Hiz limitinin 50 oldugu yerde 73 ile gidiyordu ve son dort ay icerisinde dorduncu defa polis tarafindan durduruluyordu. Bir insan nasil bu kadar sanssiz olabilirdi?

Jack arabasini saga cekti. "Insallah su anda yanimizdan daha hizli bir araba gecer" diye dusunuyordu.

Polis elinde kalin bir not defteri ile arabadan indi. Bob? Bu Polis Kiliseden Bob degilmi?

Jack iyice arabasinin koltuguna sindi. Bu durum bir cezadan daha kotuydu. Kiliseden tanidigi bir Polis, arkadas olduguna bakmaksizin birini durduruyordu. Hemde hizli gidip, trafik kurallarini ihlal ettigi icin.

"Merhaba Bob. Birbirimizi yeniden boyle gormemiz cok ilginc"
"Merhaba Jack" Bob gulumsemiyordu.

"Beni, karimi ve cocuklarimi gormek icin eve giderken yakaladin"
''Evet oyle" Bob umursamaz gorunuyordu. ! ;

"Son gunler eve hep cok gec geldim. Cocuklarim beni uzun suredir hic gormedi. Ayrica Diana bana bu aksam Patates ve biftek yiyecegimizi soyledi. Ne demek istedigimi anliyormusun?"
"Evet ne demek istedigini anliyorum. Ayrica trafik kurallarini ihlal ettiginide biliyorum." diye cevapladi Bob.
"Eyvah! Bu taktik fazla ise yaramayacak gibi. Taktik degistirmek gerekli" diye dusundu Jack "Beni kac ile giderken yakaladin?"
"Yetmis. Lutfen arabana girermisin?" dedi Bob

"Ah Bob,bekle bir dakika lütfen. Seni gordugum anda Takometreye baktim.
Sadece 65 ile gidiyordum."
"Lutfen Jack, arabana gir" diye usteledi Bob.
Jack canı sıkkın bir sekilde arabasina girdi, kapiyi carparak kapatti. Bob not defterine bir seyler yaziyordu.

"Bob niye benim ehliyetimi ve araba ruhsatini istemiyorki" diye dusundu Jack.
Ne olursa olsun, bundan sonra kilisede bu adamin yanina oturmaktansa, birkac Pazar Jack kiliseye gitmeyecekti.
Bob kapiyi tiklatiyordu. Jack arabasinin penceresini 5 cm kadar acti. Bob Jack'a bir kagit verdi ve gitti.
"Ceza degil bu" diye kendi kendine soylendi Jack. Bir anda sevinmisti. Bu bir yaziydi ve kagitta sunlar yaziyordu:

"Sevgili Jack, benim bir kizim vardi. Alti yasindayken cok hizli araba kullanan biri tarafindan olduruldu. Bu kazadan dolayi, adam cezalandirildi. 3 ay hapishane cezasiydi bu. Bu adam hapishaneden cikinca kendi cocuklarina sarilip, opup, onlari tekrar koklayabildi.

Ama ben... Ben kizimi tekrar koklayabilip, opebilmek icin, cennete gidinceye kadar beklemem gerekiyor. Bin defa adami affetmeye calistim. Bin kerede basardigimi zannettim. Belki basarmisimdir, ama hala kizimi dusunuyorum. Lutfen benim icin dua et ve dikkat et Jack, tek bir oglum kaldi.“

Jack 15 dakika kadar bir sure yerinden kipirdayamadi. Daha sonra kendine gelip, yavas yavas evine gitti. Evine varinca, cocuklarina ve karisina sıkıca sarildi.

Hayat cok degerli, surekli dikkat et. Dikkatli araba kullan ve baskalarinin hakkina saygi goster. Hicbir zaman unutma, istedigin kadar araba satin alabilirsin, ama insan hayatini...

Mayıs 05, 2006

Daha iyisi var mı?

Vaktiyle, görkemli bir malikanede yasayan, yasli, çok zengin bir adam varmis. Malikane, gözalici güzellikte güllerin yetistigi bir bahçenin içinde yer aliyormus.

Bu yasli zenginin evine, her hafta belli bir gün, orta yasli, tatli dilli bir bohçaci kadin gelir ve yepyeni birbirinden güzel, pahali kumaslarini önce adama sonra çalisanlarina sunarmis...

Bir gün yine Malikane'ye gelmis kadin yeni kumaslariyla, bekleme salonuna almislar onu...
Yasli, zengin ev sahibi biraz gecikince sikilmis kadin ve duvarlarda asili fotograflari incelemeye koyulmus.

Adam gelince "Beyim"demis, "gençlik fotograflariniza bakarken düsündüm de, çok ama çok yakisikliymissin. Mal mülk para desen, malum. Eee pek iyi de bir adamsin tanidigim kadariyla, o zaman niye hiç evlenip aile kurmadin be beyim?"

Adam gülümsemis ve "madem garibine gitti, anlatayim" demis. "Ama önce gül bahçesine çik ve bahçemin en güzel ama en güzel gülünü getir,"demis. "Ama kapiya giderken seç, eve geri dönerken degil!"

Kadin sasirarak "peki" demis ve çikmis bahçeye...
O büyüleyici güllerin arasinda ilerlerken bir türlü karar veremiyormus. "Su güzel, bu güzel, yok yok belki ileride daha güzeli vardir" diye... Fakat bir bakmis ki bahçe kapisina gelmis ve duvar dibinde gölgede kalmis bir kaç çelimsiz gülden baska gül yok?!

Ne yapsin dönerken seçemeyecegi için ve o güller de güzel olmadigi için eli bos dönmüs.

Adam "Hani en güzel gül?" diye sorunca anlatmis durumu...

Yasli zengin demis ki:
"Anladin mi simdi benim tüm hayatim boyunca niye evlenemedigimi? Doyumsuz olmasaydin eger daha güzeli, daha iyisi, bunun rengi, bunun dikeni diye... Ve sarilsaydin dört elle sevdigini, begendigini hissettigin o güzelim güllerden birine, ellerin bombos olmazdi benim gibi yolun sonuna geldiginde...

Mayıs 03, 2006

Seçim Sizin

Yaşlı adam eşi ölünce oğlunun evine sığınmıştı. Oğul’ da, gelin’ de babayı mutlulukla karşılamıştı. Baba yaşamının sonbaharında kendisine sahip çıkılmasına sevinmiş, her gece Tanrıya verdiği bu mutluluk için dua etmişti.

Bir süre sonra evin bir köşesinde kendisini sığıntı gibi hisseden, artık hiçbir ekonomik katkısı olmayan baba, gittikçe içine kapanıyordu. Bir süre sonra odasının kapısını açamaz, tuvalet dışında da odasından çıkmaz olmuştu. İştahı kesilmişti. Kendi içinde kapandıkça sağlığını da kaybeden babada unutkanlık, el koordinasyonunda bozukluk başladı. Yemek yerken üzerine dökmeye, üzüldükçe daha da kötü duruma düşmeye, yardımsız hiçbir şey yapamamaya başladı. Ama aklı ve kanayan kalbi yerli yerindeydi.

Çocukların, evin derdine ek olarak çıkan kayınpeder belasına artık içerleyen gelin gittikçe daha tahammülsüzleşti. Önce suratını astı. Sonra tavır koymaya başladı.

Bir gün dikildi eşinin karşısına; “ Artık bir çare düşünmeliyiz, bu böyle devam etmez” dedi. Evlat ise çok üzülüyordu. “Babamı çok seviyorum. Onu nasıl evimin dışına atabilirim. Ne olur sabır göster.” Diye yalvarıyordu. Ama eşinin başkaldırılarına nihayet dayanamadı. İçi kan ağlasa da babası ile konuşmak zorundaydı. Bu böyle olmayacaktı. Bir sabah babasının kapısını çaldı ve “Baba” dedi. “Seninle bugün bir pikniğe çıkmaya ne dersin?” Baba oğlunun yüzünü görerek uyandığı için çok memnun olmuştu. “Tabii” dedi. “Çok sevinirim” sandviçler paketlendi, piknik sepeti hazırlandı.

Okyanusa doğru yola çıktılar. Uzun bir süre gittiler. Baba bir süre daha gittikten sonra eliyle oğluna işaret etti ve durdurdu. “Oğlum” dedi, “Yoruldum, biraz durup dinlenelim” Soluklarını aldılar. Yeniden yola koyuldular. Baba bir süre sonra yine durakladı ve “istersen burada da bir soluk alalım” dedi. Baba dinlenirken etrafına bakınıyor, sanki buraları iyi tanıyormuş gibi davranıyordu.

Oğul kendini suçlu hissediyordu. Gözyaşlarını gizliyordu. Ama kendini toparladı ve bir süre daha gittikten sonra “Baba” dedi “Artık burada duralım” baba oğlunun yanağını okşayarak; “Birazcık daha okyanusa yaklaşamaz mıyız? Birazcık daha gitsek” deyince oğul huzursuzlandı “Baba neden?” dedi “Artık yorulmadın mı? Oturup biraz konuşsak artık”

Baba içini çekti ve “Oğlum” dedi “İlk durduğumuz nokta babamın babasını götürdüğü nokta idi. İkinci durduğumuz yer benim kendi babamı götürdüğüm ve kendisine artık onu evimizde tutamayacağımızı söylemek üzere olduğum yerdi. Sende beni buraya kadar getirdin. Bende senin, senin oğlunun seni nereye kadar götüreceğini merak ediyor,onun için biraz daha yürümek istiyorum”Oğul ağlamaya başladı. “Yürü baba” dedi “Yürü, evimize gidiyoruz. Sen benim babamsın, özümsün, seni kurda kuşa bırakmam”

Mayıs 02, 2006

Bir Japonun Tespitleri

Bir Japon, Istanbul'da gecirdigi bir haftanin sonunda fikri soruldugunda şunlari soyluyor:

Turkler'in evine gittiginizde, tanimasalar da buyur ediyorlar. Siz oturmadan kimse oturmuyor. Siz sofraya gecmeden kimse gecmiyor. En iyi yere sizi oturtuyorlar. Siz yemege başlamadan kimse başlamiyor. Zorla her yemekten tattiriyorlar. Siz kalkmadan kimse, evin cocugu bile sofradan kalkmiyor. Cay, kahve, meyve, ikram bitmiyor. Herkes sizi rahat ettirmek icin ugraşiyor.

Kumandayi elinize veriyorlar. Sirtiniza, altiniza yastik konuyor. Yorgunluktan ölseler bile siz kalkmadan kimse gidip yatmiyor. Gitmeye yeltendiginizde bu kez birakmiyorlar. Yataklarini veriyorlar, kendileri kanepede, koltukta yatiyor.

Sonra evden cikiyorsunuz ayni adamlar 180 derece degisiveriyor.

Herkes arabasini ustunuze suruyor. Arabanin burnunu cikarmazsaniz kimse yol vermiyor. Kornalar, kufurler. şerit degistirmek bile mumkun degil.

Yayaysaniz isik olmayan bir gecitten mumkunu yok gecemezsiniz.

Evde oyle, arabada boyle, nasil oluyor? Bu isi cozemedim.

Popüler Yayınlar