Yeni kısa hikayeler eklendiğinde epostanıza gelsin

E-posta adresinizi gönderdikten sonra size gönderilen e-postayı onaylamanız gerekmektedir.
Eposta adresinizi giriniz:

Şubat 28, 2006

Balıkçı

Amerikali bir zengin, is seyahati sirasinda Meksika'nin küçük bir kiyi kasabasina ugramis. Limanda gezerken, bakmis agzina kadar balik dolu bir tekne ve içinde keyifli bir balikçi...

"- Merhaba balikçi" diye seslenmis, "... bu baliklari kaç zamanda tuttun?"
"- Bir iki saatimi aldi" demis balikçi...

Istahlanmis bizim isadami;
"- E, niye biraz daha kalip daha fazla tutmadin?" diye sormus.
"- Bu kadari bize yetiyor da ondan" diye omuz silkmis balikçi.

Sasmis balikçinin bu kanaatkarligina isadami; "Kalan zamanini nasil geçiriyorsun peki" diye üstelemis. Balikçi, özetlemis bir gününü:
- Sabahlari açilir, biraz balik tutarim. Sonra çocuklarimla oynarim. Ögleyin karimla biraz siesta yaparim. Aksamlari amigolarla beraber gitar çalip sarap içer, geç vakte kadar egleniriz. Oldukça mesgul sayilirim senyor.

Gerinmis Amerikali:
"- Bak" demis "... ben sana yardimci olabilirim. Bu ise daha çok zaman ayirmalisin. Daha büyük bir tekne bulup daha çok balik tutmalisin. Oradan elde edecegin gelirle daha büyük tekneler alirsin. Kisa sürede bir balikçi filosuna sahip olursun. Böylece, yakaladigin baligi aracilara degil,dogrudan isletme tesislerine satarsin. Hatta zamanla kendi balik fabrikani bile kurabilirsin. Kisa zamanda balikçilik sektöründe bir numara olursun".

Balikçi merakla "Bunlari yapmak kaç sene alir sinyor" demis:
"15-20 yilda halledersin" demis Amerikali, "Ama sonrasi daha parlak: Zamani gelince sirketini halka açarsin, hisselerini iyi paraya satarsin, kisa zamanda zengin olup milyonlar kazanirsin."

"- Milyonlar ha..." diye tekrarlamis balikçi... "Eeee... sonra?"
"- Sonra emekli olursun. Küçük bir balikçi kasabasina yerlesirsin.Istersen zevk için balik tutarsin. Çocuklarinla oynar, karinla keyfince siesta yaparsin. Aksamlari da arkadaslarinla sarap içip gece yarisina kadar gitar çalarsin.Nasil...? Mükemmel degil mi?

Bir an olsun durup düsünseniz; "Bütün bu telas ne için...?"
Arada denize açilip, çocuklarinizla oynasmayacak,dostlarinizla gitar çalip sarap içemeyecek olduktan sonra onca kosturmanin ne anlami var?

Hirsla örülü onca yilin vaat ettigi final, halen yani basimizda duran mutluluksa, bu yarisa ne gerek var?

Fizik Sınavı

Kisa bir süre önce, benden bir fizik sinavi puanlamasinda hakemlik yapmami isteyen meslektasimdan çagri aldim.

Meslektasim fizik sinavindaki bir soruya verdigi yanit nedeniyle ögrencilerinden birine "sifir" puan takdir etmisti. Ögrencisi de "eger puan yöntemi adil olsaydi,en yüksek puani alacagini" iddia etmekteydi. Meslektasim ve ögrencisisonunda verilen yaniti, tarafsiz bir hakeme puanlatmak için anlasmaya varmislardi. Hakem olarak da beni seçmislerdi. Arkadasimdan çagriyi alir almaz, kendisine ugradim ve sinavda sorulan soruyu okudum:
"Barometre yardimiyla yüksek bir binanin yüksekliginin ne sekilde saptanacagini gösterin."

Ögrencinin yaniti da söyleydi:
"Barometreyi binanin en üst katina çikaririz. Barometrenin ucuna bir ip baglar ve yukaridan caddeye sarkitiriz. Tekrar ipi yukari çeker ve ipin uzunlugunu ölçeriz. Ipin uzunlugu bize binanin yüksekligini verir."

Yanit çok ilginçti, fakat ögrenciye bunun için puan verilebilir miydi?
Ögrencinin, soruyu tam ve dogru biçimde yanitladigindan, bu sorudan tam puan almak için güçlü bir nedene sahip oldugunu anladim. Diger taraftan ögrenciye tam puan verilecek olursa, ögrenci fizik dersinden yüksek bir notla geçecekti. Yüksek bir not ise ögrencinin fizik dersiyle ilgili davranislari kazandiginin göstergesiydi, fakat sorunun yaniti onun fizik bildigini ortaya koymuyordu.

Bunun üzerine ögrenciye ayni soruyu bir daha yanitlamasini önerdim. Anlasmaya vardiktan sonra, ögrenciye soruyu yanitlamasi için 6 dakikalik bir sure tanidim ve yanitin içinde onun fizik dersinde kazandigi davranislari ortaya koymasi gerektigini söyledim.

Bes dakika geçmesine karsin, ögrenci hiç birsey yazmamisti. Baska bir sinifta dersimin baslamak üzere oldugunu söyleyerek yanit vermekten vazgeçip, geçmedigini sorudum; fakat ögrencinin cevabi:
"Hayir vazgeçmedim" seklindeydi.

"Bu soruya verilebilecek pek çok yaniti oldugunu, bunlardan en iyisini seçmeye çalistigini" belirtti. Karistigim için özür dileyip,soruyu çözmeye devam etmesini söyledim. Bir dakika sonra ögrenci yanitini verdi:
"Barometreyi binanin en üstüne çikaririm ve çati katindan asagi egilerek barometreyi birakirim. Birakir birakmaz kronometreyle zaman tutmaya baslarim. Barometre yere çarpar çarpmaz kronometreyi durdurur ve "S= 1/2 a t2 " (S esit bir bolu iki a t kare) formülü ile binanin yüksekligini hesaplarim. "Bu yanit karsisinda, meslektasima devam etmek isteyip istemedigini sordum.
Meslektasim ögrenciye hak ettigi puani verecegini söyledi. Tam yanlarindan ayrilirken ögrencinin "pek çok yaniti bulundugunu" söyledigini hatirlayarak, diger yanitlarin neler oldugunu sordum.

Evet, barometre yardimiyla yüksek bir binanin yüksekligini bulmanin pek çok yolu vardir" dedi. "Örnegin,günesli bir günde disari çikar, hem barometrenin gölgesini hem de barometrenin boyunu, daha sonra da binanin gölgesini ölçerek, basit bir oranlamayla yüksekligini bulabiliriz."

"Çok güzel, diger yöntemlerin nedir?" diye sordum.

"Çok basit bir yöntem daha var ki onu siz de begeneceksiniz. Bu yöntemde, barometreyi elimize alir ve binanin merdivenlerinden en üst kata dogru tirmanmaya baslariz. Merdivenleri tirmanirken barometrenin boyu kadar duvar boyunca isaretleyerek ilerleriz. Daha sonra isaretleri sayariz ve isaretlerin sayisi bize barometrenin birimi cinsinden binanin yüksekligini verir. Bu yöntem dogrudan ölçmeye örnektir."

Daha karmasik bir yöntem isterseniz, bunun için barometreyi bir ipin ucuna baglar ve sarkaç gibi sallamaya baslarsiniz. Böylece en alt katta ve binanin en üstünde "g" degerini saptayabilirsiniz. Bu iki g degerinin farkindan ilke olarak binanin yüksekligini bulabilirsiniz."

Sonunda ögrenci sözlerini su sekilde tamamladi:
"Eger çözüm için, fizikle bir sinirlama getirmezseniz daha pek çok yanit bulunabilir. Örnegin, barometreyi alip alt kattaki kapicinin odasina gidersiniz. Kapiciya eger binanin yüksekligini size söyleyecek olursa barometreyi ona vereceginizi bildirir ve binanin yüksekligini ögrenebilirsiniz."

Kaynak: Measurement and Evaluation in Education and Psychology.William A. Mehrens, Irvin J. Lehmann. "

Yüzücü

4 Temmuz 1952 günü 34 yasinda bir kadin, Pasifik Okyanusu'na dalarak, Catalina adasindan, 21 mil batisinda kalan Kaliforniya'ya dogru yüzmeye basladi. Eger basarili olursa, bunu yapan ilk kadin olacakti.

AdiFlorence Chadwick olan bu yüzücü, Mans Denizi'ni her iki yönde gecen ilk kadindi.
O sabah su, vucudu uyusturacak kadar soguktu ve sis o kadar yogundu ki, beraberindeki tekneleri güçlükle seçebiliyordu.

Milyonlarca insan televizyonlarindan onu izliyordu, köpekbaliklari ve dondurucusogugun etkisini hiçe sayarak 15 saat yüzdü.

Yakindaki bir teknede bulunan annesi ve antrenörü, karaya cok yaklastiklarini ve devam etmesini söyledilerse de o, kendisini sudan çikarmalarini istedi.

Azimli yüzücü, Kaliforniya kiyisina yarim mil kala sudan cikisinin nedenini söyle açikladi :
"Karayi görebilseydim, basarabilirdim!"

Vazgecmesinin nedeni ne yorgunluk, ne de soguktu... Tek neden, sis yüzünden karayi görememekti. Bu hayatin bir gercegiydi:
Bir seyi basarabilmek icin, ortada gözle görülür bir hedef olmaliydi!

Yaşamın Hızı


Bir zamanlar Afrika'da kayip bir sehri aramakta olan arkeologlar, beraberlerindeki esya ve yükleri, hayvanlarin ve yerlilerin yardimi ile tasiyarak uzun bir yolculuga çikmislar.

Kafile zor doga kosullarinda, balta girmemis ormanlarin içinde ilerleyerek, nehirleri, çaglayanlari geçerek yolculuga günlerce devam etmis.

Fakat günlerden bir gün yerlilerin bir kismi birden durmuslar. Tasidiklari yükleri yere indirmisler ve hiç konusmadan beklemeye baslamislar. Ulasmak istedikleri yere bir an önce varmak isteyen batili arkeologlar bu duruma bir anlam veremeyip, zaman kaybettiklerini ve bir an önce yola devam etmeleri gerektigini anlatarak, yerlilerin neden durduklarini ögrenmek istemisler.

Fakat yerliler büyük bir suskunluk içinde sadece beklesiyorlarmis. Bu anlasilmaz durumu yerlilerin dillerinden anlayan rehber onlarla bir süre konustuktan sonra su sekilde ifade etmeye çalismis:
.... çok hizli gidiyoruz. ruhlarimiz geride kaliyor...

Yemek

Soguk bir kis aksami, MacDonalds'in kapisindan iceri yasli bir amcayla teyze girmisler, bir masaya oturmuslar..

Derken amca kasaya gidip 1 hamburger, 1buyuk boy patates ve bir buyuk Cola almis... elinde tepsiyle masaya dönmus, hamburgeri ikiye bolerek yarisini teyzenin önüne koymus, sonra butun patatesleri tek tek sayarak onlarin da yarisini teyzeye vermis, sonra Cola kutusunu da ortaya koymus, once bir yudum kendisi iciyo sonra da teyze bi yudum aliyomus..

Herkes "ne tatlilar iki tonton buraya gelmisler, bir kisilik yemegi ikisi yiyolar zavalliciklar" diye onlari izliyomus....derken bir de bakmislar ki teyzenin önünde hamburgerle patatesler oldugu gibi duruyor, kocasinin afiyetle yemek yiyisini seyrediyor arada bir de Cola'dan bi yudum aliyormus...

Sonunda orda calisanlardan biri dayanamamis,yanlarina gitmis:
- Afedersiniz, ben sizi izlemekten kendimi alamadim.. lutfen izin verin size bir menu kendim ismarlayayim....

Yasli amca "tesekkur ederiz..."demis.. "ama biz halimizden memnunuz... 60 yildir evliyiz ve herseyimizi iste boyle paylasiriz"

Bunun uzerine genc adam teyzeye dönmüs:
- Peki ama teyzecigim, siz neden hamburgerinizi patateslerinizi yemiyosunuz? neyi bekliyosunuz?

Yasli teyze cevap vermis:
- Disleri.....

Şubat 27, 2006

Harita


Adam, bir haftanin yorgunlugundan sonra pazar sabahi kalktiginda butun haftanin yorgunlugunu cikarmak icin eline gazetesini aldi ve butun gun miskinlik yapip evde oturacagini dusundu.

Tam bunlari dusunurken oglu kosarak geldi ve sinemaya ne zaman gideceklerini sordu. Baba ogluna soz vermisti bu hafta sonu sinemaya goturecekti ama hic disariya cikmak istemediginden bir bahane uydurmasi gerekiyordu sonra gazetenin promosyon olarak dagittigi dünya haritasi gozune ilisti.

Once dunya haritasini kucuk parcalara ayirdi ve ogluna eger bu haritayi duzeltebilirsen seni sinemaya goturecegim dedi sonra dusundu; oh be kurtuldum en iyi cografya profesorunu bile getirsen bu haritayi aksama kadar duzeltemez.

Aradan on dakika gectikten sonra oglu babasinin yanina kosarak geldi ve baba haritayi duzelttim artik sinemaya gidebiliriz dedi.

Adam once inanamadi ve gormek istedi. Gordugunde de halen hayretler icindeydi ve bunu nasil yaptigini sordu.

Çocuk : Bana verdigin haritanin arkasinda bir insan resmi vardi
INSANI DUZELTTIGIM ZAMAN DUNYA KENDILIGINDEN DUZELMISTI."

Bir Başarı Öyküsü


9 yasindaki bir Japon çocugunun en büyük hayali günün birinde çok iyi bir judocu olmaktir. Fakat talihsiz bir trafik kazasi sonucu sol kolunu tamamiyla kaybeder.

Hem çocuk hem de ailesi yikilir.Ailesi sirf çocuk oyalansin diye, Japonlarin en ünlü hocalarindan birini tutarlar. Hoca kollari sivar, çocuga tek kolla yapabilecegi yegane firlatma hareketini ögretir.

Gece gündüz çocukla beraber bu hareketi çalisirlar. Bir müddet sonra çocuk hareketi gayet iyi ve hizli bir sekilde yapmaya baslar, fakat hocasi çocuga her gün saatler boyu ayni hareketi adeta ezberletir.

Çocuk bu hareketten sikilir ve yeni hareketler ögrenmek istedikçe hocasi bu hareketi dünyada en hizli yapan kisi olana dek çalismasini ve baska hareket ögretmeyecegini söyler.

Bir müddet sonra çocuk bu hareketi yildirim hiziyla yapmaya alisir. Bunun üzerine hoca çocuga arti bir turnuvaya katilma zamaninin geldigini söyler.

Olacak sey degildir. Tek kollu bir judocu tek hareketle turnuvaya katilacak. Çocuk itiraz ettikçe hocasi "Evlat ; sen ögrendigin hareketi yap,gerisini merak etme" diye ögütte bulunur.

1. tur, 2. tur derken çocuk turlari gayet rahat geçer. En nihayet finale gelir. Tek hareket bilgisi ile finale kadar gelen çocugun finaldeki rakibi bölgenin en iyi judocusudur.

Çocuk dev cüsseli rakibini görünce korkar. Hocasi yine sakindir,"evlat sen bu harekette dünyada teksin, kendi oyununu yap yeter" der. Çocuk rakibine kendi hareketini simsek hiziyla uygular,rakip kalktikça ayni hareketi yineler. Inanilir gibi degildir, çocuk tek kolla tek hareket sayesinde sampiyon olmustur.

Çocuk dayanamaz ve hocasina sorar : "Hocam inanamiyorum ben nasil sampiyon oldum" der.

Hocasi yine sakin ifade ile söyle cevaplar:"Bu zaferin iki sirri var oglum Birincisi judonun en güç hareketlerinden birini çok iyi yapabilmendir.
Ikincisi bu harekete karsi tek bir savunma vardir. O da hareketi yapanin sol kolunu tutmak!..."

Şubat 26, 2006

Cennet Yolu


Adam ve hayattaki tek arkadasi olan kopegi bir kazada birlikte ölmüslerdi. Gokyuzune ciktiktan sonra bembeyaz bulutlarin arasinda dolasmaya basladilar.

Adam cok susamisti. Biraz su bulabilmek umidiyle yurumeye devam ederken, birden kendilerini muhtesem bir manzaranin karsisinda buldular. Rengarenk ciceklerle suslu bir bahce, altindan yapilmis bir bahce kapisi, ve onlari karsilayan beyazlar icinde bir kadin.

Adam kopegiyle birlikte kadina yaklasti ve sordu:"Afedersiniz...Burasi neresi?" Kadin ona gulumsedi:"Burasi Cennet, efendim" Adam bunun uzerine sevincle"Harika...!!!" dedi" Peki bana biraz su verebilir misiniz, gercekten cok susadim"

Kadin cevap verdi:"Tabi efendim,iceri girin. Icerde dilediginiz kadar su bulabilirsiniz. "Boylece adam kopegine döndü,"Hadi oglum iceri giriyoruz" diyerek kapiya yurudu.

Ama kadin onu birden durdurdu:"Uzgunum efendim,kopeginiz sizinle gelemez. Hayvanlari iceri almiyoruz.

"Bunun uzerine adam bir an durdu. Dusundu. Ve geri donup kopegiyle birlikte geldikleri yolun tam ters yonunde yurumeye koyuldular. Bir sure gectikten sonra kendilerini bu kez tozlu camurlu bir yolda buldular,ve yolun sonunda karsilarina ciftlik girisini andiran bir kapiyla yirtik pirtik elbiseli bir dede cikti.

Adam sordu:"Afedersiniz....Bana biraz su verebilir misiniz?"

Dede "Iceri gel" dedi. "Kapidan girdikten sonra sag tarafta bir cesme var."

Adam sordu:"Peki arkadasim da benimle gelip ordan icebilir mi?"

Dede "Tabii..."dedi.."Çe$menin yaninda kopeginin de su icebilecegi bir kase bulucaksin." Bunun uzerine adam kapidan girdi. Biraz yurudukten sonra sag tarafta cesmeyi buldu. Adam cesmeden kopek de oraciktaki kaseden doya doya icerek susuzluklarini giderdiler.

Derken adam geri giderek giriste bekleyen dedeye sordu:"Su icin cok tesekkur ederim. Peki burasi neresi..?"

Dede "Burasi cennet"dedi.

Bunu duyan adam sasirdi: "Ama nasil olur..? az once burasi gibi kirik dökük olmayan muhtesem bir yere gittik ve orasinin da Cennet oldugunu soylediler. "

Dede "Su rengarenk ciceklerle suslu altin kapili yer mi?"dedi. "Ama orasi Cehennem. " Adam iyice sasirmisti: "Peki ama orasi sizin adinizi kullanarak insanlari kandiriyor diye hic kizmiyor musunuz..?"

Dede gulumsedi:"Kizmiyoruz. Çunku onlar kendi cikari icin en iyi arkadasini yari yolda birakanlari Cennet'ten uzak tutuyorlar....

İki Küçük Ruh

Cunku gordukleri manzara hayallerinin bile otesindeymis

Anne rahmine düsen ikiz kardesler onceleri herseyden habersizmis. Haftalar birbirini izledikce onlar da gelismisler. Elleri, ayaklari, ic organlari olusmaya baslamis. Bu arada, etraflarinda olup biteni farketmeye baslamislar. Bulunduklari rahat, guvenli yeri tanidikca mutluluklari artmis. Birbirlerine hep ayni seyi soyluyorlarmis: Biz


"Anne rahmine dusmemiz, burada yasamamiz ne harika degil mi? Hayat ne guzel sey be kardesim!"

Buyudukce, icinde yasadiklari dunyayi kesfe koyulmuslar. Oyle ya, hayatin kaynagi neymis? Iste bunu arastirirken, karsilarina anneleriyle onlari birbirine baglayan kordon cikmis. Bu kordon sayesinde, hicbir zahmet cekmeden, guven icinde beslenip buyutulduklerini tesbit etmisler.

"Annemizin sefkati ne kadar buyuk! Bize bu kordonla ihtiyacimiz olan herseyi gonderiyor."

Artik aylar birbiri ardinca geciyor. Ikizler hizla buyuyor, diger bir deyisle "yolun sonu"na yaklasiyormus. Bu degisiklikleri hayretle gozlemlerken, bir gun gelip bu guzelim dünyayi terkedeceklerinin isaretlerini almaya baslamislar.

Dokuzuncu aya yaklastiklarinda, bu isaretleri daha kuvvetli hissetmeye baslamislar. Durumdan telaslanan ikizlerden birisi digerine sormus:

"Neler oluyor? Butun bunlarin anlami nedir?"

Oteki daha sakin akli basindaymis. Ustelik, bulunduklari bu dunya cogu zaman ona yetmiyor; duygulari daha genis bir alemi arzuluyormus. O cevap vermis:

"Butun bunlar, bu dunyada daha fazla kalamayacagiz anlamina geliyor."

Ve eklemis: "Buradaki hayatimizin sonuna yaklasiyoruz."

"Ama ben gitmek istemiyorum." Diye haykirmis kardesi. "Hep burada kalmak istiyorum."

"Elimizden gelen birsey yok. Hem, belki dogumdan sonra hayat vardir."

"e hayat veren o kordon kesildikten sonra bu nasil mumkun olabilir ki?" Diye cevaplamis oteki. "Bize hayat veren kordon kesilirse nasyl hayatta kalabiliriz, soyler misin bana?.. Hem, bak bizden once baskalari da buraya gelmis ve sonra da gitmisler. Hicbirisi geri gelmemis ki bize dogumdan sonra hayat oldugunu soylesin... Hayir bu herseyin sonu olacak."

Butun bunlary soyledikten sonra eklemis:

"Hem belki de anne diye birsey yok!"

"Olmak zorunda " diye itiraz etmis kardesi. "Buraya baska turlu nasil gelmis olabiliriz, nasil hayatta kalabiliriz ki?"

"Sen hic anneni gordun mu? Diye ustelemis öteki. "O belki de sadece zihinlerimizde var. Bir annemiz oldugu dusuncesi bizi rahatlattigi icin onu belki de biz uydurduk."

Boylece, anne rahmindeki son gunleri derin sorgulamalar ve tartismalarla gecmis.

Sonunda dogum ani gelmis catmis. Ikizler dunyalarini terkettiklerinde gozlerini baska bir dunyaya acmislar ve sevincten aglamaya baslamislar.

Cunku gordukleri manzara hayallerinin bile otesindeymis.....

Arkadaşlık

geleceğini biliyordum

Savasin en kanli gunlerinden biri.. Asker, en iyi arkadasinin az ileride kanlar icinde yere dustugunu gordu. Insanin basini bir saniye bile siperin uzerinde tutamayacagi ates yagmuru altindaydilar. Asker tegmene kostu ve:

- Tegmenim, firlayip arkadasimi alip gelebilir miyim?

- Delirdin mi? der gibi bakti tegmen... Gitmeye deger mi?

Arkadasin delik desik olmus. Büyük olasilikla ölmüstür bile.. Kendi hayatini da tehlikeye atma sakin.

Asker israr etti ve tegmen "Peki" dedi..."Git o zaman."

Inanilmasi güc bir mucize.. Asker o korkunc ates yagmuru altinda arkadasina ulasti. Onu sirtina aldi ve kosa kosa döndu... Birlikte siperin icine yuvarlandilar. Tegmen, kanlar icindeki askeri muayene etti.. Sonra onu sipere tasiyan arkadasina döndü:

- Sana degmez, hayatini tehlikeye atmana degmez, demistim. Bu zaten ölmüs..

- Degdi tegmenim. dedi asker..

- Nasil degdi? dedi tegmen.. Bu adam ölmüs görmüyor musun?..

- Gene de degdi komutanim.. Cünkü yanina ulastigimda henüz sagdi..

Onun son sözlerini duymak, dünyaya bedeldi benim icin...Ve arkadasinin son sözlerini hickirarak tekrarladi:

Gelecegini biliyordum!.. demisti arkadasi...

Gelecegini biliyordum!..

Popüler Yayınlar